23 Eylül 2011 Cuma

Bir zaman parçasına 'ömür' diyebilmek için yalnızca yalpalıyoruz! Uzak.

28 Temmuz 2011 Perşembe

Beklediğimiz bu şey, bir imkansız olarak avuçlarımızda nasırlaşmış olmalı. İki gametin ötesine taşıp bir kilisenin kapısında sendeleyen basamak olmalı, insandan sebep. Göz kapağının üst çizgisi, şeytan tırnağı, kıl dönmesi gibi kendi içini dışlayan, dışına içine hapseden usulca. Heveslenen bir uykudan aynalar boyu uyanmışçasına ziyan edilen saatler gibi itelemeli birbirini. Zaman! İnanmamalı.

10 Temmuz 2011 Pazar



            Bilen azdır. Bir zamanlar kimi çok sevdiysem Cesur' dur esasen. Azdır hatırlayan da. Görelim!

16 Haziran 2011 Perşembe

Derin yalnızlıklardan, iç üşüten yazlardan, o ana dek hayatımızın "o an"ını beklemekten sıyrılıp olanca karanlıkta parmak uçlarıyla gözlerimizi bulduktan hemen sonra aynı adımlarla, aynı avuç içleriyle, aynı sabırla, aynı umutla -hani tükenmeyen- bekledik. Ardında bütün soluduklarımızı barındırdığımız camlardan birbirimize değemeden sarkıttığımızda kendimizi belden aşağı, yalnızca duyduk.

Oysa bilirdim ki çok sevdik. Şimdi içimdeki bu Ortaçağ dogmasıyla senin yokluğunu düşünmek böylesine yakınken ağlatmıyor! Hoş geldin.

28 Mayıs 2011 Cumartesi



          Öylesine korkuyordu ki yolun ucunda çukur olmasından, o çukura hapsolmaktan. Gün dönüp yol tükenince, düşünceyi durduramayıp sendeledi boşluk yönünce. Bir yanı korkusunda, bir yanı tutkusunda kaldı.

      İrade halatlarına tırmanıp gök kubbeden keşfedince kendini - içi el vermediğinden belki- ellerini tutsak etti özgürlüğe.
                               Havada asılı kaldı.                              Yoktu.

10 Şubat 2011 Perşembe

Ahmed Arif de öldü ve ben belki bu yüzden uykumdan "insanlar ırak" diye uyanıyorum zaman zaman..

9 Şubat 2011 Çarşamba

Her şeyden bir parça toparlayıp atsam evrene denk bir kazana, sırtını sıvazlasam, kaçsam kaçabildiğimce ve ağlasam göz kapaklarım elverdiğince/ her şey bitse. İki timsahın sırtına sekiz minik kalp odacığı..

7 Şubat 2011 Pazartesi

duygular aralıksız, anlamsız..

5 Şubat 2011 Cumartesi


  ağzı büyüten kelimelerden sızan bu ağır aksak karanlıkta eskisi gibi yazılamayan, öyle derinden/ iç çekişerek ağlatmayan.. dapdar kirişten ıslak bez sarkıtma çabasını, selin dibinden fışkıran kumunu, günün en anlamsız saatinde ansızın geleni, içinden çekip çıkaramayacağın bütünlük barındıran melodisini, 12 telinden parmaklarına fırlayıp zamanı düzleştireni, takvimi oyanı
  
   gideli de çok olmadan hani, özledim!
www.ufizy.com/I5R0qlT1DBA/


bu bana yetiyor.. diyebildiğim..

2 Şubat 2011 Çarşamba




http://www.ufizy.com/MTEd_Nki5k8/

bir masa, unutulmuşun gizeminde fark edilemeyen ve ben evvel zamanda karşımda dostumla 120 günü aşmışken ağladığım, tek gerçek badem ağacımı- ceviz ağacımı avucumun içine alıp havalandırdım yine. içten gelen bir "iyi misin" le yoğurup kalbimi, karlı günün gecesinde gelen!

     e nihayet hoş gelen!



24 Ocak 2011 Pazartesi


güzel günün yarını, dolaşık saçlardan dolaşık takvimlere. beklerken gelmeyecek günü..
 ama korkma! yarının evveli değil bugün/ ben sana çizgisel zamandan değil, 'güzel güneşli gün'lerden bahsediyorum..

23 Ocak 2011 Pazar



Şehrin ortasındaki erimiş asfalt, denizmiş.. yanılmışım. Ve o arabesk duygu ne erişilmez, ne ürkütücü ne de ölünesi uğruna. Az' ın içindeki Çok' u yansıttığı için avuç içime, yanılmışım..

21 Ocak 2011 Cuma

her şey için en erken zamanda,
  aklıma takılan çengellerin meğer kirpiklerinmiş
bilmiyordum.

yanılırsam eğer yazacağım.

7 Ocak 2011 Cuma

    bugün pulunu yalayıp kapıma bıraktığın 43. mektup/ daha uzakta bir sepette tırnaklanmayı beklerken..



aniden, umulmayanda yağdığın için topraktan göğe, hep unutulan an'larda göz ucuyla bakıp bütününü keşfettiğin yerlerden bana ölümünü karıncaların kutladığı günde Ali' yi hatırlattın. Şiir diyordu ki "sen istesen gitmezsin, sen bunu bana yapmazsın" sen diyordun ki "gitmen gerek" ben diyordum ki "Ali öldü."



   Ali öleli yıldan fazla oldu, acısı hala içimde.