23 Ağustos 2012 Perşembe

Pencerenin yansıttığı kahverengiden kırmızıya düşen işlemeli bir bahçe kapısıdır. Muhtemelen üzerinde bir kertenkele parçası. Karanlıklar üzerine çalıntı benekler. Dahası bir insanın derisidir bütün kahverengileri kırmızıya düşüren. Parça parça...

17 Ağustos 2012 Cuma

dönüş.
'Yer, yüzünü aklamak için sütten sebep ve bir mahalle çöplüğünde
Akşamüstü depremine benzer şiirlere.
Atlatılmış kaygıların kundağında, sana yalnızca şiirlerde sevgilim diyorum.
Sen kâğıttan bir sevdasın.
Ve soysam kabuğunu ağaçlardan sincaplar fışkıracak ruhundan.'



Bir şiirimin sonunu bu kadar düşünmeden alıntılayabileceğimi hiç düşünmezdim. Fakat o kadar ziyan olmuş ki her şey. Artık, 'Neresinden olursa..' diyorum. Asla kederli değilim.

23 Eylül 2011 Cuma

Bir zaman parçasına 'ömür' diyebilmek için yalnızca yalpalıyoruz! Uzak.

28 Temmuz 2011 Perşembe

Beklediğimiz bu şey, bir imkansız olarak avuçlarımızda nasırlaşmış olmalı. İki gametin ötesine taşıp bir kilisenin kapısında sendeleyen basamak olmalı, insandan sebep. Göz kapağının üst çizgisi, şeytan tırnağı, kıl dönmesi gibi kendi içini dışlayan, dışına içine hapseden usulca. Heveslenen bir uykudan aynalar boyu uyanmışçasına ziyan edilen saatler gibi itelemeli birbirini. Zaman! İnanmamalı.

10 Temmuz 2011 Pazar



            Bilen azdır. Bir zamanlar kimi çok sevdiysem Cesur' dur esasen. Azdır hatırlayan da. Görelim!

16 Haziran 2011 Perşembe

Derin yalnızlıklardan, iç üşüten yazlardan, o ana dek hayatımızın "o an"ını beklemekten sıyrılıp olanca karanlıkta parmak uçlarıyla gözlerimizi bulduktan hemen sonra aynı adımlarla, aynı avuç içleriyle, aynı sabırla, aynı umutla -hani tükenmeyen- bekledik. Ardında bütün soluduklarımızı barındırdığımız camlardan birbirimize değemeden sarkıttığımızda kendimizi belden aşağı, yalnızca duyduk.

Oysa bilirdim ki çok sevdik. Şimdi içimdeki bu Ortaçağ dogmasıyla senin yokluğunu düşünmek böylesine yakınken ağlatmıyor! Hoş geldin.