2 Ağustos 2010 Pazartesi




       "Ben kanıma kırmızı rengi veren kişiyi kaybettim." diyordu bakir elleriyle. Örümcek ağları arasından kalbime düşen yosma tavşanın dişleri göğsümü kanattığında arkasını döndü bana. Öyle bir baktı ki susup kaldı ağzımdaki dil saydığım sabun hevesi. "İçimi yarıp göstermem mi lazım?" derken nelerle sıvazlamıştım sırtını unuttuğumdan belki toprağa devrilip haykırdım. İçi sarsılırken ayan beyan, sarıldığında omzunu ısıtan omurilik soğanının cücüğüne dokundum tekrar rüyasında. Ardından hep böyle kaybettiğimi hatırladım. Hep aynı kayganlığa kapılıp, aynı tiktağın sağanağında, aynı hevesin gözyaşında. Ki anlam taşımazken artık herhangi bir sırılsıklamlık boynumu kırıp susuverdim.
      Şimdi ellerimde söndüremediğim saman alevi, saman alevinin dumanında kendini boğan akrebim cebimde; dünyayı seferber edip titreyerek, yalpalayarak ağlayacağım. 
      Şimdi zamansız bir artezyenin boğukluğundan sol ayağımı sarkıtıp Christy Brown' u anacağım sonsuz kez. "Ben kanıma kırmızı rengi veren kişiyi kaybettim." İnkar etmeyeceğim artık...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder